Deniz suyunun içme suyuna dönüştürülmesi, su kaynaklarının daha verimli kullanılmasını sağlar ve su israfını önler. Sürdürülebilir kalkınma için bu teknolojiler büyük bir fırsat sunuyor."

Suyun Geleceği İçin Bir Adım: Deniz Suyunu İçme Suyuna Dönüştürmek Mümkün mü?

Suyun Geleceği İçin Bir Adım…

Dünya haritasına baktığımızda dünyanın büyük bir kısmının su ile kaplı olduğunu görmek mümkün. Çünkü mavi gezegenimizin %70’i sudan oluşuyor. Ancak yeryüzündeki bu suyun neredeyse %96’sı tuzlu suya sahip okyanus ve denizlerde bulunuyor. Bu orandan geriye kalan oldukça küçük pay ise tatlı su, yani su kaynağı olarak kullanabileceğiniz kısım. Durum böyle olunca da “Neden okyanus ve deniz suyunu filtreleyerek içme suyu elde etmiyoruz?” düşüncesine kapılmak kaçınılmaz.

Peki, gerçekten tuzlu suyu filtreleyip içilebilir suya dönüştürmek mümkün mü? Tabii ki bunu yapabilecek teknolojiler mevcut. Ancak bu teknolojilerin yaygınlaşmamasının temelinde farklı nedenler mevcut. “Bu nedenler nelerdir?” diyorsan gel, deniz suyunu içme suyuna çevirmenin detaylarını inceleyelim.

Deniz Suyu Nasıl İçme Suyuna Dönüştürülür?

Dünya haritasına baktığımızda dünyanın büyük bir kısmının su ile kaplı olduğunu görmek mümkün. Çünkü mavi gezegenimizin %70’i sudan oluşuyor. Ancak yeryüzündeki bu suyun neredeyse %96’sı tuzlu suya sahip okyanus ve denizlerde bulunuyor.

Deniz suyunu içme suyuna dönüştürmek için tabii ki deniz suyunun tuzdan arındırılması gerekiyor. Deniz suyunu tuzdan arındırmak için de günümüzde kullanılan temel olarak iki farklı yöntem bulunuyor. Bu yöntemler ise şu şekilde:

  • Termal: Bu yöntemde deniz suyu, saf buhar elde etmek için ısıtılır ve tuzdan ayrıştırılır. Sonrasında saf buhar, içme suyuna dönüştürülürken kalan tuzlu su, tekrar denize pompalanır.
  • Membran: Bu yöntemde de deniz suyuna yüksek basınç uygulanarak su, tuzdan ve diğer tüm kirletici maddelerden arındırılır. 

Bu yöntemlerden biri olan termal, aslında deniz suyunu arındırmak için kullanılan ilk yöntem. Bu yöntemin alternatifi olan membran ise teknoloji geliştikçe daha yaygın bir şekilde kullanılmaya başlanıyor. Membran teknolojisi kullanan tesislerin tüm dünyadaki tuzdan arındırılmış suyun %69’unu ürettiği biliniyor. Ancak özellikle Orta Doğu ülkelerinde hala termal tesisler aktif rol oynuyor.

Tuzdan arındırma yöntemlerinden de anlaşıldığı gibi deniz suyunu içme suyuna dönüştürecek teknolojiler mevcut. Peki, bu teknolojiler neden yaygınlaşıp dünya için büyük bir tehdit olan su kıtlığına çözüm sunmuyor? Çünkü bu teknolojilerin kullanımının temelinde pek çok zorluk bulunuyor.

Deniz Suyunu İçme Suyuna Dönüştürmenin Zorlukları

Deniz suyunu içme suyuna dönüştürmenin farklı açılardan zorlukları var. Bunlardan biri ise her iki yöntemin de yoğun bir enerjiye ihtiyaç duyması.

Deniz suyunu tuzdan arındırarak içme suyuna dönüştürecek yöntemlerin çalışma prensibine  bakıldığında, suyu tuzdan arındırmak için yoğun bir şekilde ya ısı ya da basınç uygulanması gerektiğini görüyoruz. Bu da demek oluyor ki deniz suyunu tuzdan arındırma işlemi, aynı zamanda fazlasıyla enerji kullanımı gerektiren bir süreç. Bu da hem maliyet hem de çevre açısından zorluğun başlıca kaynağı.

Yoğun enerji kullanımının yanı sıra deniz suyunun tuzdan arındırılması için kullanılan mevcut teknolojiler, denizlerin sağlığı için de bir tehdit. Çünkü bir tuzdan arındırma tesisinde üretilen her bir litre tatlı su için ortalama 1,5 litre tuzlu su da üretiliyor. Buna göre dünya çapında tuzdan arındırma tesisleri her gün neredeyse 142 milyon metreküp aşırı tuzlu suyu boşaltıyor. Bu durum ise denizlerdeki çözünmüş oksijeni tüketen ve bunun deniz yaşamına zarar veren büyük bir sorun. Bunun için de tuzdan arındırma tesislerinde sadece içme suyu üretimine değil enerji kullanımına ve atık yönetimine de oldukça dikkat edilmesi şart.

Kısacası deniz suyunu içme suyuna dönüştürecek teknolojiler olsa da bu teknolojilerin çevreye verdiği zararı ortadan kaldırmak ve yüksek maliyeti düşürmek için gitmesi gereken daha çok yol var. Bu nedenle suyun geleceği için su israfına karşı bireysel olarak aldığımız kararlar ile sorumluluğumuz büyük.

Unutma ki bireysel her karar, büyük değişimler meydana getirebilir. Sen de dünyanın geleceği için kalıcı çözümler arıyorsan, “Yeteri Kadar En Doğru Karar” diyerek israfa karşı başlattığımız seferberlik hareketinin bir parçası olabilirsin.

 

Su, her şeyin temelidir. Su israfını azaltarak, sınırlı kaynakların sürdürülebilir bir şekilde kullanılmasını sağlayalım.

Her Damlası Değerli: Türkiye’nin Su Ayak İzi

Su, yaşamın temel kaynağı ve dünyamızın vazgeçilmezi. Ancak her geçen gün artan nüfus, değişen tüketim alışkanlıkları ve iklim krizi, su kaynaklarımız üzerindeki baskıyı daha da artırıyor.

Ancak unutmayalım ki su, sonsuz bir kaynak değil. Su kaynaklarının tükenmesinin önüne geçebilmek için de tüketimden üretime kadar her alandaki su israfının önüne geçmek oldukça önemli. Bu noktada ise yalnızca bireysel su tüketimine değil, üretim süreçlerinde harcanan görünmez su miktarına da odaklanmak gerekli.

“Bir ürün veya hizmet üretirken ne kadar su kullanıldığını nereden bileceğiz?” diye merak ediyorsan, seni su tüketimini ölçmek ve su kaynaklarını verimli kullanmayı teşvik etmek amacıyla geliştirilmiş su ayak izi kavramı ile tanışmaya davet ediyoruz.

Su Ayak İzi Nedir?

Su, yaşamın temel kaynağı ve dünyamızın vazgeçilmezi. Ancak her geçen gün artan nüfus, değişen tüketim alışkanlıkları ve iklim krizi, su kaynaklarımız üzerindeki baskıyı daha da arttırıyor.

İlk olarak 2002 yılında ortaya çıkan su ayak izi kavramı, tıpkı karbon ayak izi gibi farkındalık yaratmak amacıyla geliştirilmiş bir gösterge. Karbon ayak izinde kişi ve kurumların yaptığı aktiviteler neticesinde atmosfere salınan sera gazı miktarı ölçülürken su ayak izi de bir ürünün veya hizmetin üretim aşamasından tedarik aşamasına kadar tüm süreçteki su tüketimini ölçen ve kullanılan suyun türüne dair bilgi edinmemizi sağlar. Yani su ayak izi ile yalnızca su hacmini değil; aynı zamanda kullanılan suyun türünü, ne zaman ve nerede kullanıldığını da görebiliriz. Peki, Türkiye’nin su ayak izindeki durum ne?

Bu sorunun cevabı için WWF (World Wide Fund For Nature – Dünya Doğayı Koruma Vakfı) tarafından hazırlanan Türkiye’nin Su Ayak İzi Raporu’na bakmakta fayda var.

Türkiye’nin Su Ayak İzi Ne Durumda?

Türkiye’nin Su Ayak İzi raporunda da belirtildiği üzere Türkiye, maalesef su zengini bir ülke değil. Hatta su israfına yönelik etkin çözümler üretilmediği takdirde Türkiye, 2030 yılında su krizi yaşayan bir ülkeye dönüşebilir.

Türkiye’nin su ayak izindeki en büyük paya sahip olan alan ise tarım. Verilere bakıldığında Türkiye’nin toplam su ayak izinin %89’unu tarım sektörünün oluşturduğunu görmek mümkün. Bu yüksek oranı ikinci sırada %7 ile evsel su ayak izi ve %4 ile de endüstriyel su ayak izi takip ediyor. Oranlardan da anlaşıldığı gibi Türkiye’nin su ayak izini iyileştirmede önlem alınması gereken başlıca alan tarım olarak karşımıza çıkıyor.

Ayrıca Türkiye için üretimin su ayak izinin bir bölümü, ihracat yoluyla diğer ülkelerin tüketiminin su ayak izini oluşturduğunu ve tüketim su ayak izinin bir kısmı da ithal edilen ürünlerden kaynaklı olduğunu belirtelim. Örneğin Türkiye’de üretilen kuru kayısı, büyük oranda Avrupa ülkelerine ihraç edildiği için kuru kayısı üretiminin su ayak izi Avrupa ülkelerinde tüketimin su ayak izine dâhil edilir. Öte yandan Türkiye’de tüketilen kahvenin su ayak izi Brezilya’nın üretiminin su ayak izine dâhildir. Buna göre de ülkede üretilip tüketilen ve ithal edilen ürünlerin de su ayak izini artırdığını söylemek mümkün. Türkiye’de tüketimin su ayak izinin en büyük bölümünü ise yine tarım sektörü oluşturur.

Tarımsal faaliyetlerdeki su kullanımı ile ilgili dikkat çeken bir diğer detay ise su tüketiminde kullanılan üç kaynaktan biri olan yeşil su yani yağmur suyu kullanım oranının yüksek olması. Bu da demek oluyor ki iklim koşulları, tarımsal üretim için kritik bir öneme sahip.

Ancak kullanılan su kaynağını, üretilen ürün bazında da değerlendirmek oldukça önemli. Çünkü buğday, pirinç gibi tahılların üretiminde yağmur suyu kullanılırken pamuk, şeker pancarı gibi endüstriyel bitkilerde asıl kaynak, tüm yüzey ve yeraltı tatlı su kaynaklarını temsil eden mavi su.

Bu bilgiler ışığında Türkiye’nin su tüketiminde tarım sektörünün oldukça büyük bir paya sahip olduğunu ve yağmur suyunun, tatlı su kaynaklarının su kullanımı açısından başlıca kaynak olduğunu söyleyebiliriz. Bu nedenle özellikle tarımsal faaliyetlere yönelik sürdürülebilir yöntemlerin tercih edilmesi, doğanın geleceği için olduğu gibi suyun geleceği için de oldukça önemli.

Su Ayak İzini Azaltmak İçin Neler Yapılmalı?

Türkiye’nin su ayak izini azaltmak için özellikle tarım alanında çalışmaların yapılması önemli. Su kaynaklarının verimli bir şekilde kullanılması ve su israfının yaşanmaması için sulama yöntemlerine dikkat edilerek su ayak izinde büyük bir paya sahip olan tarımda su tüketimi azaltılabilir.

Yağmur suyu, tarımsal üretimde başlıca sulama kaynağı olsa da bu kaynağın verimli bir şekilde kullanılması gerekli. Çünkü yağmur suyuna bağlı olarak sulama yapmak, iklim değişikliklerine bağlı üretim yapmaya ve çevresel faktörlerden ötürü ürün kaybına sebep olabilir. Bu nedenle de yağmur suyunun anlık değil, sonradan da değerlendirilecek şekilde kullanılmasına dair çözümler üretilmeli.

Örneğin yağmur suyunun toplanması için sistemler kurularak yağmur suyunun sulamada kullanılması sağlanabilir. Bunun yanı sıra atık su olarak değerlendirilen suların da geri dönüşümü için sistemler geliştirilerek suyun atık olmasının önüne geçilebilir.

Ayrıca tarımsal faaliyetlerde su israfının yaşanmaması ve ürünlerin zarar görmemesi açısından sulama yöntemlerine de dikkat edilmesi şart. Çünkü sulama yaparken suyun en az kayıpla tüm tarlaya yayılmasını sağlamak gerekir. Ancak bu durumu göz ardı eden ve ülkemizde hala kullanılmaya devam eden vahşi sulama ise tarım sektöründe su tüketimini artıran başlıca unsur. Vahşi sulama hakkında daha detaylı bilgi almak için “Güncel Verilerle Tarımda Vahşi Sulamanın Yarattığı Tahribat” yazımızı okuyabilirsin.

Unutma ki vahşi sulama yerine damla veya yağmurlama gibi sulama yöntemleri ile kaynak suyun hem daha verimli kullanılması hem de ürünlerin kalitesinin bozulmaması mümkün. Biz de Eksim olarak “Yeteri Kadar En Doğru Karar” anlayışıyla tarımsal üretimde verimli sulama yöntemlerinin kullanımını yaygınlaştırmak için Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde çiftçilerimize yönelik uygulamalı eğitimler veriyor, sulamada akıllı sistemlere geçiş yapmak isteyen çiftçilerimize destek sağlıyoruz.

Restoranlarda gıda israfını önlemek için müşterilere paketleme seçenekleri sunmak ve gıda atıklarını kompost haline getirerek geri dönüşümü teşvik etmek önemlidir.

Yemeğim Bitmedi, Şimdi Ne Olacak?: Restoranlarda Gıda Atığı Yönetimi

Restoranlarda Gıda Atığı Yönetimi…

Farklı yemekler yemeyi veya sokağında yeni açılan restoranı denemeyi istemek oldukça doğal. Özellikle de neredeyse her gün yeni bir seçeneğin ortaya çıktığı bu tüketim kültüründe… Ancak artık günümüzün ayrılmaz bir parçası haline gelen bu tüketim alışkanlığının arkasında görülmesi gereken bir bitmemiş tabaklar yığını var.

Restorana gittiğinde artık doyduğun için tabağında kalan yemeği ya da bir fast food zincirinde herkesin tepsilerinde bıraktığı yemek artıklarını düşün. Bunlara bir de müşteriyi memnun etmediği için geri gönderilen tabakları eklediğimizi hayal et. Sadece keyifli veya hızlıca bir yemek için gittiğimiz restoranların arkasındaki israf dağı büyüyor, değil mi? Peki, bu dağı nasıl ortadan kaldıracağız?

O halde gel, bu atık dağını ortadan kaldırmanın gıda israfı açısından önemini ve hem işletmecilerin hem de tüketicilerin yapması gerekenleri birlikte inceleyelim. 

Gıda İsrafında Yemek Sektörünün Payı  

Restoranlarda gıda israfını en aza indirgemek için doğru sipariş takibi ve verimli depolama yöntemleri kullanarak çevreye katkı sağlayın.

Tabii ki eyleme geçmeden önce sorunu anlamak oldukça önemli. Bu nedenle ilk olarak verilerle gıda israfında tüketicilerin ve restoranların payını daha detaylı öğrenelim.

Bir restorana gidip keyifle yemek yediğin bir etkinliğin sonunda tabağında kalan yemekler nereye gidiyor biliyor musun? Cevabı biz söyleyelim: Muhtemelen çöpe. Hem de sadece senin değil, restorandaki tüm tabaklarda kalan tüm yiyecekler veya mutfakta kalan tüm gıdalar sonunda bir atık haline geliyor.

UNEP 2024 Gıda İsrafı Endeksi Raporu’nda da belirtildiği gibi sadece 2022 yılında dünyada 1 milyar ton gıda israf edilmiş. Tabii bu sadece 2022 yılı ile sınırlı değil. Her yıl yaklaşık 1 milyar ton gıdanın israf edildiği tahmin ediliyor. Bu israfta en büyük paya sahip olanlar ise evler ve gıda sektöründe hizmet veren işletmeler.

ABD 2024 Gıda İsraf Raporu’na göre gıda israfının %43’ünü haneler, %40’ını ise restoran, market ve gıda hizmeti veren işletmeler oluşturuyor. Bu verilerden de anlaşıldığı gibi gıda israfını durdurmak için tüketicilerin ve işletmelerin sorumluluğu oldukça büyük diyebiliriz. Peki, gıda israfının sonuçları neler?

Sadece Bugünün Değil, Yarınların Sorunu: Gıda İsrafının Etkileri

Aslında gıda israfının hem toplumsal hem de çevresel açıdan etkileri mevcut. Bu etkilerin boyutları düşünüldüğünde de bu durumun sadece günümüzü değil, geleceği de etkileyen bir hale gelmesi kaçınılmaz.

Toplumsal açıdan görmediğimiz, belki de görmek istemediğimiz başlıca sorun ise gıda güvensizliği. Çünkü tüketim kültürü ile toplumun belirli bir kesiminde büyük bir gıda israfı gerçekleşirken UNEP verilerine göre dünyada hala 783 milyon insanın gıdaya ulaşamadığı biliniyor. Yani tabağımızda kalan ve çöpe giden bir yemek, aslında milyonlarca insanın temel ihtiyacını karşılayabilecek bir değere sahip.

Gıda israfının çevresel etkisi ise iklim krizinin başrolü olan sera gazı emisyonları ve dünyanın ihtiyacı olan kaynakların tükenmesi ile ilgili. Çünkü tükettiğimiz her bir gıdanın üretimi için su, yakıt, gübre gibi pek çok kaynak kullanılıyor. Üretilen gıdanın çöpe gitmesi, bu kaynakların da kaybolması demek.

Ayrıca gıda israfının, sera gazı emisyonunun yaklaşık %8’ini oluşturduğu biliniyor. Bu oran ise neredeyse havacılık sektörünün oluşturduğu sera gazı emisyonunun 5 katı büyüklüğünde. Kısacası çöpe giden her bir yiyecek sadece bugünü değil, yarınlarımızı da etkiliyor.

Restoranlarda Gıda Atığı Oluşmasının Başlıca Nedenleri

Restoranlarda gıda israfını önlemek için doğru stok yönetimi, yemek hazırlama süreçlerinde dikkat ve müşterilerin artan yemekleri paket yapması gibi adımlar büyük önem taşır.

Dünyanın geleceğini etkileyen ve gün geçtikçe daha da büyük bir sorun hale gelen gıda israfını durdurmak için atık oluşumunu engellemek ve gıda atığı oluşsa bile bunları yönetebilmek oldukça önemli.

Tabii ki sorunda olduğu kadar çözümde de tüketicinin payı oldukça büyük. Çünkü tüketiciler, yiyebileceği kadar ürün sipariş vererek veya artan yemekleri değerlendirmek için paket yaptırarak restoranlardaki gıda atıklarının azalmasına yardımcı olabilir.

Ancak sadece tüketicilerin değil, restoranların da gıda atığı yönetimi yapması şart. “Peki, bu nasıl olacak?” diyorsanız cevaba ulaşmak için restoranlarda gıda israfını artıran nedenler bize yol gösterecek. Başlıca nedenleri ise şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Stok yönetimi yapılmaması ve ihtiyaçtan fazla ürün depolanması
  • Gıdaya uygun olmayan depolama uygulamaları
  • Sipariş alma ve yemek hazırlama sürecinde yapılan hatalar
  • Siparişten fazla yemek hazırlama

Tüm bu nedenlerden de anlaşıldığı gibi doğru bir şekilde stok yönetimi, sipariş takibi ve depolama yaparak restoranlarda gıda israfı azaltılabilir. Ama sadece azaltmak yeterli değil, çıkan gıda atıklarını da doğru bir şekilde değerlendirmek oldukça önemli.

Biz de gıda sektöründe faaliyet gösteren Aslı mağazalarımızda menü düzenlemesinden atık yönetimine kadar yaptığımız çalışmalar ile gıda israfına “Dur” diyoruz. Pek çok yiyeceğin israf edildiği serpme kahvaltı konsepti yerine müşterilerimize seçme kahvaltı sunuyor ve kalan yemeklerini paket yapmaları için menüde yaptığımız bilgilendirmeler ile müşterileri teşvik ediyoruz. Ayrıca Aslı mağazalarımızda oluşan gıda atıklarını tekrar üretime kazandırmak için kompost haline getirerek istiridye mantarı üreticilerine ulaştırıyoruz.

 

Yanlış hasat teknikleri ve depolama hataları, gıda kayıplarını artıran faktörlerdir. Bu hataları önlemek için doğru yöntemler ve teknolojiler kullanılmalı.

Üretirken Tüketmek: Hasat ve Hasat Sonrası Gıda İsrafı

Hayvansal veya bitkisel fark etmeksizin her türlü gıdanın üretimi büyük emek istiyor. Çünkü tükettiğimiz her gıdanın üretim aşaması sadece ürünün yetiştirilmesini değil; bu ürünlerin hasat edilmesi, depolanması, paketlenmesi, marketlere veya restoranlara tedarik edilmesi gibi pek çok aşamayı içinde barındıran kapsamlı bir süreç. Ancak bu kapsamlı sürecin görünmeyen bir tarafı mevcut. Bu da sürecin gıda israfına katkısı.

Gıda israfı araştırmalarına bakıldığında genel olarak tüketime odaklanılsa da aslında daha tüketim aşamasına gelmeden pek çok gıda hasat ve hasat sonrasında kayboluyor. Bu nedenle gıda israfına “Dur” demek istiyorsak üretimden tüketime her aşamadaki kayıpların farkına varmak ve bu kayıplara karşı önlem almak oldukça önemli.

Sorunun çözümü için öncelikle üretim aşamasındaki gıda kayıplarını daha detaylı incelemenin ve bu sorunun oluşmasındaki nedenleri öğrenmenin önemi büyük

Verilerle Üretimde Gıda İsrafı

Hasat sonrası gıda israfı, yalnızca gıda kaybı değil, aynı zamanda su, enerji ve diğer kaynakların da israfıdır. Bu kayıpların önlenmesi için tüm üretim sürecinde dikkat edilmesi gereken faktörler.

Hasat ve hasat sonrası gıda israfı, aslında tüm gıda israfının temelini oluşturan bir konu. Çünkü çiftliklerde üretilen hayvansal veya bitkisel gıdalar tüketici ile buluşmadan kaybolduğu müddetçe bu durumun küresel gıda israfına katkı sağlaması kaçınılmaz. Bu da demek oluyor ki gıda israfını tetikleyen tüketim kültürünü dönüştürecek adımlar atmak kadar üretimdeki israfın durdurulması için de adım atmanın önemi büyük. Peki, üretim sırasında ne kadar gıda israf ediliyor?

Bunun için ilk olarak FAO (Food and Agriculture Organization- Gıda ve Tarım Örgütü) 2019 verilerine bakalım. Bu veriler ile ortaya çıkan sonuç ise dünya çapında üretilen gıdanın %14’ünün hasat ile perakende arasında kaybolduğu. Ancak 2021 yılında WWF (World Wide Fund for Nature- Dünya Doğayı Koruma Vakfı) tarafından çiftliklerde gerçekleşen gıda israfının ele alındığı rapora göre bu oranın arttığını söylemek mümkün. Çünkü raporda her yıl üretilen gıdanın 1.2 milyar tonunun daha tüketici ile buluşmadan atık haline geldiği belirtiliyor. Yani üretilen gıdanın yaklaşık %15’i üretim aşamasında israf ediliyor.

Ancak şunu belirtmekte fayda var ki gıda kaybı sadece gıda bazında değil, kaynak bazında değerlendirilmesi gereken bir konu. Çünkü üretim aşamasında kaybolan her bir gıda, bu ürünlerin yetiştirilmesi ve taşınması için harcanan kaynakların da israf edilmesi demek. Bu nedenle de israf edilen gıda için harcanan su ve enerji ele alındığında bu durumun iklim krizini önemli ölçüde etkilediği söylenebilir.

WWF raporunda da belirtildiği gibi gıda israfı, iklim krizinin başrolü olan sera gazı emisyonunun yaklaşık %10’unu oluşturuyor. Bu oran ise ABD ve Avrupa’da bir yılda kullanılan tüm arabaların ürettiği sera gazı emisyonunun neredeyse iki katına eşdeğer.

Hasat ve Hasat Sonrasında Gıda İsrafının Nedenleri

Üretim sürecinde gıda kayıplarının yaşanmasının nedenleri neler? Aslında bu sorunun birden çok cevabı var. Çünkü gıdanın üretimi ve tedarik edilmesi kapsamlı bir süreç. Bu sürecin farklı aşamalarında oluşan hatalar veya çevresel etkilerden dolayı gıda kayıpları yaşanıyor.

Hasat ve hasat sonrası gıda israfının nedenlerinden bazılarını şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Üretim planlamasındaki hatalar veya eksikler
  • Yanlış ilaç veya gübre kullanımı
  • Tarımda akıllı teknolojilerin kullanılmaması
  • İklim sorunları
  • Yanlış hasat teknikleri ve hasat zamanlamasındaki hatalar
  • Hasat sonrasında yükleme ve taşıma sırasında yapılan hatalar.
  • Taşıma sürecinde ürünlerin soğuk zincirden çıkması
  • Ürüne göre uygun muhafaza koşullarının sağlanamaması
  • Hatalı paketleme

Üretimde Gıda İsrafını Önlemek İçin Ne Yapılmalı?

Gıda israfı sadece tüketime odaklanmamalıdır. Hasat ve hasat sonrası süreçteki kayıpları engelleyerek kaynakların daha verimli kullanılmasını sağlayın.

Tüm bu nedenlerden de anlaşıldığı gibi üretimdeki gıda israfını durdurmak için üreticilerden tedarikçilere bu süreçteki tüm paydaşların bu konuda adım atması şart. Tabii ki harekete geçmek için bilinçlenmek oldukça önemli. Çünkü her ne kadar akıllı teknolojilerden veya çözümlerden yararlanılsa da bu teknolojilerin doğru ve etkin bir şekilde kullanılması, gıda israfını azaltmanın temelini oluşturan bir konu.

Nedenlerde de görüldüğü gibi hasat ve hasat sonrası gıda israfını tetikleyen en önemli etken yapılan hatalar. Örneğin bir ürünü yetiştirirken yanlış ilaç kullanan bir çiftçi veya depolama sırasında ürüne uygun muhafaza koşullarını sağlamayan bir depo görevlisi, gıda kaybına neden olabilir. İşte, bu nedenle de tüm üretim sürecini gıda kayıpları oluşmayacak şekilde yürütmek için en önemli çözüm bilinçlenmek.

Tabii ki bu bilinçlenme sürecinde üretimde görev alan her bir paydaşa destek olunması oldukça önemli. Biz de Eksim olarak “Yeteri Kadar En Doğru Karar” diyerek hem üreticilere destek sağlıyor hem de kendi üretim süreçlerimizde israfa “Dur” diyoruz.

Vahşi sulama tekniklerinden kaynaklı oluşan su ve gıda israfının önüne geçmek için Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki çiftçilere yönelik uygulamalı sertifika programları veriyor ve sulamada akıllı sistemlere geçiş yapmak isteyen çiftçilerimize maddi destek sağlıyoruz.

Ayrıca gıda sektöründe faaliyet gösteren Aslı mağazalarımızda oluşan gıda atıklarını tekrar üretime kazandırmak için kompost haline getirerek istiridye mantarı üreticilerine ulaştırıyoruz. Böylece istiridye mantarı üretiminde önemli bir malzeme olan gıda atıklarını tekrar üretime kazandırıyoruz.

Unutma ki israfın önüne geçmek için hepimizin yapabileceği çok şey var. “Peki, ben bireysel olarak ne yapmalıyım?” diyorsan “İleriyi Görmek İçin Geriye Bakmak: Yarınlar Adına Değiştirebileceğimiz 3 Davranış” yazımızı okuyabilirsin.

Gıda israfının küresel bir problem olduğunu kabul edin. Suçluluk duygusunu bir itici güç olarak kullanarak israfı engellemek için adım atın.

Gıda İsrafının Yarattığı Suçluluk Duygusuyla Mücadele Etmek İçin İhtiyacınız Olan 3 Pratik Bilgi

Gıda israfına yönelik birçok araştırma ve bu sorunu ortadan kaldırabilmek için pek çok çözüm önerisi var. Ancak gıda israfı sadece anlık çözümler ile değiştirilebilecek bir sorundan öte kişilerin düşüncelerine işlemiş bir davranış kalıbı. Bu nedenle sadece bilgilenmek değil, alışılmış davranışların farkına vararak bunları değiştirebilmek için de adım atmak oldukça önemli.

Aslında birçok insan, tüketilen her bir gıdanın üretimi için büyük bir emek ve pek çok kaynak harcandığının farkında. Ancak bu farkındalığın sonucu davranışa geldiğinde kişilerin farklı sebeplerden ötürü harekete geçmediğini görmek mümkün. Tabii bu hareketsizliğin bedeli de içten içe “Ne yapacağım?” dedirten ve kendine sorgulatan bir suçluluk duygusu.

Unutma ki bu suçluluk duygusu, aslında harekete geçirecek itici güç olabilir. Çünkü yapılan bir araştırmaya göre alışkanlıkların ve duyguların gıda israfı davranışını yönlendirmede önemli bir rol oynadığı ortaya çıkmış. Yani hissettiğimiz bu olumsuz duyguları, aynı zamanda gıda israfına “Dur” demek ve alışkanlıkları değiştirmek için bir destek olarak kullanabiliriz.

Tabii ki bu olumsuz duygular ile mücadele ettiğimiz ve bu mücadelenin kazananı olduğumuz müddetçe. “Peki, bunu nasıl yapacağım?” diyorsan hem bu suçluluk duygusu ile mücadelede hem de gıda israfını durdurmada bizi zirveye ulaştıracak ipuçlarını birlikte inceleyelim.

Sorundan Kaçma, Sorun ile Yüzleş

Hissettiğin suçluluk duygusu veya öfke, motive edici olabileceği gibi sorunu görmezden gelmene de sebep olabilir. Çünkü duyguların gıda israfına etkilerinin araştırıldığı bir araştırmada tahmin edilenin aksine olumsuz duyguların, gıda israfı davranışına olumlu bir etkiye sahip olabileceği ortaya çıkmış.

Oldukça tutarsız bir sonuç gibi görünse de aslında bu sonucu daha iyi anlayabilmek için etrafımıza bakmamız yeterli. Çünkü bu durum, aslında insanların kendilerini korumak için geliştirdiği bir yöntem. Kişiler, kötü hissettiği bir şeyi düşünmek yerine bu durumu yok sayarak alıştığı davranışa devam edebilir. Yani kişi “Yiyecek israfı konusunda öfkeliyim, ama bu beni kötü hissettirdiği için bunu hiç düşünmek zorunda kalmak istemiyorum. Bu yüzden daha kolay seçeneği seçerek alıştığım düzene devam edeceğim.” diyebilir.

Ancak duygular niyeti, niyet ise hareketi besler. Gıda israfı konusunda atacağın adım da sadece kendin için değil, dünyanın geleceği için oldukça önemli. Bu nedenle hissettiğin olumsuz duygular ile yüzleşerek gıda israfının bireyselden öte küresel bir sorun olduğunun bilincine varabilmek gerekli. 

Toplumsal Yargıları Değil, Kendini Dinle

Gıda israfının toplumsal ve çevresel etkileriyle yüzleşin. Suçluluk duygusunu harekete geçiren bir motivasyon olarak kullanarak alışkanlıklarınızı değiştirebilirsiniz.

Maalesef toplumda gıda israfını tetikleyen pek çok yargı ile karşılaşmak mümkün. Örneğin bir restoranda kalan yemeği paket yaptırmak bazı kişiler için uygun karşılanmayan bir hareket. Bunun dışında yemek ne kadar beğenilse de tabağı sonuna kadar bitirmek yerine birkaç parça bırakılması gerektiği düşüncesi oldukça yaygın.

Belki saygıdan, belki kibarlıktan; ama en çok “İnsanlar ne der?” düşüncesinden kaynaklı bu davranışları sürdürmeye devam ediyoruz. Ancak tüm bunlar, gıda israfının artmasına ve yarınlarımızı düşünmeden hareket etmemize neden oluyor. Oysa kalan yemekleri paket yaptırarak sonrasında değerlendirebilir veya beğendiğin bir yemeği bitirerek çöpe gitmesini engelleyebilirsin.

Bu davranış biçimininin yayılması için pek çok kurum ve dernek tarafından desteklenen uygulamalarla da karşılaşmak mümkün. Çünkü restoranlarda paketleme seçeneğinin sadece talep üzerine yapılan bir hizmetten öte olağan düzenin bir parçası olması için talebin artması oldukça önemli.

Unutma ki bu düşünceler, gıda israfında harekete geçmeyi engelleyen önyargılar. Bu önyargıları kırmanın yolu ise seni suçluluk duygusuna sürükleyecek bu davranışlara uymaktan değil, kendini dinleyerek doğru bildiğini yapmaktan geçiyor. 

Gıda İsrafını Önlemek İçin Sessiz Kalma

Gıda israfına yönelik farkındalık kazanarak bu farkındalığı davranışların ile göstermek tabii ki oldukça önemli. Ancak yukarıda da belirttiğimiz gibi gıda israfı, bireysel bir sorundan öte küresel bir problem. Bu probleme etkili bir çözüm sunmak için de tek başına değil, herkesin bu konuda bilinçlenerek harekete geçmesi gerekli.

UNEP Gıda İsrafı Endeksi Raporu’nda da belirtildiği gibi her yıl neredeyse 1 milyar ton gıda atığı oluşuyor. Bu gıda atıklarının çoğu ise hanelerden geliyor. Yani bireysel olarak düşünmeden veya fark etmeden yaptığımız bir hareket, dünyanın geleceğini etkileyen ve yarınlarımızı görmemizi engelleyen gıda atık dağının büyümesine sebep oluyor. Peki, ne yapacağız?

Kendi farkındalığımızı çevremize yayarak gıda israfına yönelik tutumun değişmesi bizim elimizde. Unutma ki bireysel bir karar, büyük değişimler meydana getirebilir. Sen de gıda israfına karşı sessiz kalmak istemiyor ve kalıcı çözümler arıyorsan “Yeteri Kadar En Doğru Karar” diyerek israfa karşı başlattığımız hareketin bir parçası olabilirsin.

Günümüz tüketim alışkanlıkları sonucunda gelecekte bizi nasıl bir tablonun beklediğini merak ediyorsan da “Sonsuz ve Sınırsız Tüketim Arzusu Nelerin Sonunu Getiriyor, Hangi Kaynakları Tüketiyor?” yazımızı okuyabilirsin.

 

Çocuklara gıda israfı bilinci kazandırma sürecinde bu bilinci çocuklara hangi yolla aktardığımız oldukça önemli. Çünkü gıda israfı konusunda bilinçli bir birey olsak da çocuklara bu bilinci kazandırmak için onların dünyasına uygun bir yaklaşım benimsemek gerekir.

Biraz Oyun, Biraz Eğitim: Çocukları Gıda İsrafı Konusunda Nasıl Bilinçlendiririz?

Çocuklar için gıda israfı eğitimi…

Bugünün alışkanlıkları sadece günümüzdeki yaşam standartlarını oluşturmak için değil,  geleceğimiz için de oldukça önemli. Çünkü bugün tükettiğimiz tüm kaynaklar, dünyanın geleceği için de bir kayıp. Bu kaybı azaltmanın ve kaynaklarımızı geleceğe aktarmanın yolu da israfa karşı kalıcı çözümler uygulamaktan geçiyor.

Tabi ki gelecek için attığımız bu adımlarda geleceğin yetişkinleri olacak çocukları da unutmamak gerekli. Çünkü bugünün alışkanlıkları, çocukların da gelecekte duyarlı yetişkinler olmalarının temelini oluşturuyor. Bu temeli sağlam bir şekilde oluşturmak için de israf konusunda çocukları bilinçlendirmek oldukça önemli. Özellikle de okulların gıda israfındaki payı düşünüldüğünde çocukların bu konuda bilinçli hareket etmesi daha da önemli bir yere sahip.

WWF (World Wide Fund for Nature- Dünya Doğayı Koruma Vakfı) 2021 verilerine göre Amerika Birleşik Devletleri’ndeki okullar yılda yaklaşık 530 bin ton gıda israf ediyor. Bu miktara gıda israfının başrolü olan evlerden çıkan gıda atıkları da eklediğinde gıda israfının her geçen gün daha da artması kaçınılmaz. Bu nedenle küçükten büyüğe herkesin bu konuda bilinçlenmesi, yarınlar adına bugünden atılması gereken bir adım. 

Ancak gıda israfı konusunda çocukları bilinçlendirmenin oldukça hassas bir konu olduğunu unutmamak gerekli. Çünkü bir açıdan da çocuklar için yeni tatlar ve yiyecekler denemek aslında heyecan verici bir deneyim. Bu deneyimi sunarken aynı zamanda çocukları gıda israfı konusunda bilinçlendirmek istiyorsak dikkat etmeniz gerekenler bulunuyor. “Peki, bunlar nelerdir?” diyorsan şimdi, çocukları gıda israfı konusunda bilinçlendirirken dikkat edilmesi gerekenleri keşfetmeye başlayalım.

Sorunu Çocukların Anlayabileceği Şekilde Anlatmak

Çocuklara gıda israfı bilinci kazandırma sürecinde bu bilinci çocuklara hangi yolla aktardığımız oldukça önemli. Çünkü gıda israfı konusunda bilinçli bir birey olsak da çocuklara bu bilinci kazandırmak için onların dünyasına uygun bir yaklaşım benimsemek gerekir.

Dünya çapında her yıl 1 milyar ton gıda atığının ortaya çıktığını biliyoruz. Ancak tabii ki bu büyük sayı, çocuklar için bir anlam ifade etmeyebilir. “Peki, ne yapacağız?” diyorsan benzetmeler ve görseller bu konuda yardımımıza koşuyor.

Çocuklara sorunun büyüklüğünü açıklamak için benzetmeler ve görsellerden yararlanmak etkili bir yol. Örneğin her yıl ortaya çıkan 1 milyar ton gıda atığı, yaklaşık 217 milyon filin ağırlığına eşit. Fillerin büyüklüğü düşünüldüğünde çocuklar için sorunun kapsamını anlamak daha kolay hale gelebilir.

Oyunlar ile Konuyu Daha Eğlenceli Hale Getirmek

Çocuklar için oyunlar sadece bir eğlence aracı değil, aynı zamanda öğrenmelerini destekleyen bir deneyim alanı. Bu nedenle çocuklara herhangi bir şey öğretmek istiyorsak oyunların hem eğlenceli hem de eğitici dünyasından destek alabiliriz.

Gıda israfı konusunda çocuklara bilinç kazandırmak istiyorsak bu konudaki bilgileri, çocuklara oyunlaştırılmış etkinlikler ile sunabiliriz. Örneğin çocukların öğrendikleri bilgileri pekiştirmeleri için bir tiyatro oyunu hazırlayabilir veya yiyecekleri daha yakından tanımaları için dolap düzenleme etkinliğini bir oyun haline getirebiliriz.

Kısacası önemli olan çocukların eğlenirken öğrenebileceği alanlar yaratmak. Bu alanları yaratmak için de oyunlar oldukça etkili araçlar.

Cocukları Sürece Dahil Etmek

Bugünün alışkanlıkları sadece günümüzdeki yaşam standartlarını oluşturmak için değil, geleceğimiz için de oldukça önemli. Çünkü bugün tükettiğimiz tüm kaynaklar, dünyanın geleceği için de bir kayıp. Bu kaybı azaltmanın ve kaynaklarımızı geleceğe aktarmanın yolu da israfa karşı kalıcı çözümler uygulamaktan geçiyor.

Biliyoruz ki gıda atığı oluşmasında küçükten büyüğe herkesin payı var. Çocukların kendi paylarını görebilmesi için de onların da sürece dahil olması şart. Atıkların neden oluştuğu hakkında çocuklarla konuşmak, yemek hazırlarken oluşan gıda atıklarının ne yapılması gerektiği hakkında çocukların fikirlerini almak, alışveriş veya yemek yaparken çocukların gerekli gördüğü ürünleri alması konusunda teşvik etmek ise çocukları sürece dahil etmek için yapabileceklerimizden sadece bazıları.

Bu uygulamalar sayesinde çocuklara ne yapılması gerektiğini söylemekten öte onların da gıda israfı konusunda fikirlerini paylaşabildiği aktif katılımcılar olmalarını sağlayabiliriz. Böylece çocuklar, sorunu daha iyi kavrayabilir ve bu soruna yönelik çözümleri pratikte deneyimleyerek öğrenebilirler.

Söylemleri Davranışlarla Desteklemek

Her konuda olduğu gibi gıda israfı konusunda da çocukların bilinçli bireyler olmasını istiyorsak öncelikle kendi davranışlarımızı gözden geçirmekte fayda var. Çünkü söylemler her ne kadar önemli olsa da davranışların da söylemleri desteklemesi gerekir.

Örneğin çocuğuna tüketebileceği kadar porsiyon hazırlamasını söylüyor, ama kendi tabağını tıka basa dolduruyorsan çocuğunda “Ben de yapabilirim.” düşüncesi oluşabilir. Çünkü çocuklar, çevrelerindeki büyüklerin hareketlerini kopyalamaya meyillidir. Bu nedenle çocuklarda gıda israfı konusunda bilinç yaratmak için söylediklerimiz kadar davranışlarımızın da önemli olduğunu unutmamak gerek.

Biz de Eksim olarak israf konusunda kalıcı çözümler üretmek için çocukları bilinçlendirmenin ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. İşte, bu nedenle şirket çalışanlarımızla hazırladığımız israf temalı tiyatro oyununu köy okullarına gidip çocuklara sahneleyerek ve Milli Eğitim Bakanlığı ile birlikte hazırladığımız kitap ile çocukları israf konusunda bilinçlendirmek için çalışıyoruz. Çünkü çocukların bugünkü alışkanlıklarının gelecekte çevre dostu uygulamalara dönüşebileceğinin farkındayız.

Sen de geleceğimiz için kalıcı çözümler arıyorsan “Yeteri Kadar En Doğru Karar” diyerek israfa karşı başlattığımız hareketin bir parçası olabilirsin.

 

Tarımda enerji israfını azaltmak için yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanarak daha sürdürülebilir üretim yapılabilir. Güneş enerjisi ve biyokütle enerjisi gibi kaynaklar, enerji ihtiyacını karşılamak için ideal çözümler sunar.

Tarım Faaliyetlerinde Enerji İsrafının Önüne Nasıl Geçilir?

Dünyanın bize sunduğu doğal kaynaklardan biri olan fosil yakıtlar, hem ulaşım hem de elektrik üretim açısından büyük öneme sahip. Ancak bir diğer açıdan da bu kaynakların yanması sonucu oluşan sera gazı, iklim krizinin başlıca nedenlerinden biri.

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre dünya çapında toplam elektrik üretiminde en çok kullanılan kaynak kömür olarak karşımıza çıkıyor. Tabii ki bu sadece elektrik için geçerli. Diğer yandan, ulaşım, ısınma gibi pek çok farklı ihtiyaç için de enerji şart. Tüm fosil yakıtlar bazında baktığımızda ise bir diğer fosil yakıt olan petrol en yaygın kullanıma sahip. Yenilenemeyen kaynaklarının yaklaşık 30 ila 50 yıla kadar tükeneceği öngörüldüğü halde yenilenebilir enerji yatırımları ise hala istenilen düzeyde değil.

Sanayi üretimi, ulaşım, ısınma gibi çok sayıda alanda ihtiyaç duyulan enerjinin temel kullanım alanlarından biri de tarım. Tarımda enerji tüketimini artıran bazı etkenler, aynı zamanda doğal kaynakların da geleceğini tehdit ediyor. Bu nedenle doğa ile iç içe üretim yapan üreticilere de enerjiyi verimli kullanmak gibi önemli bir sorumluluk düşüyor.

Tarımda Enerji Tüketimi

Tarım faaliyetlerinde bitkisel ve hayvansal gıdanın üretimi için farklı noktalarda enerjiye ihtiyaç duyuluyor. Bu alanları ise dolaylı ve doğrudan olmak üzere iki kategoride incelemek mümkün:

  • Doğrudan enerji tüketimi: Bitkisel üretimde, büyükbaş ve küçükbaş hayvan yetiştirmede, tarım ürünlerinin taşınmasında, tarımsal ürünlerin işlenmesi ve değerlendirilmesinde kullanılan elektrik, petrol ürünleri, doğal gaz, kömür vb. enerjilerin kullanımını kapsıyor.
  • Dolaylı enerji tüketimi: Üretim için kullanılan araç ve makinalar, gübreler ve tarım ilaçlarının üretimi, paketlenmesi ve taşınmasında kullanılan enerjiyi kapsıyor.

Kısacası tarımda, ürünlerin yetiştirilmesi, taşınması, paketlenmesi gibi üretimin ve üretimi destekleyen her aşamada enerji tüketimi gerçekleştiriliyor. Bu nedenle seralarda kullanılan otomasyon sistemlerinden sulama yöntemlerine, lojistikten atık yönetimine kadar tarımsal faaliyetlerde enerji israfının önüne geçmek büyük önem arz ediyor.

Tarımın toplam enerji tüketimindeki payı Enerji Verimliliği Derneği’nin de belirttiği gibi %5’ten az olsa da teknoloji geliştikçe bu oranın artması kaçınılmaz. Ayrıca her alanda olduğu gibi tarımda da fosil yakıt bağımlılığının devam etmesinden kaynaklı iklim krizinin başlıca sebebi olan sera gazı emisyonunun artması da dünyanın geleceği için büyük bir sorun. Bu nedenle şimdi, “Ne yapmalıyız?” deyip sadece bugünü değil, yarınları da düşüneceğimiz çözümler üretmenin zamanı geldi.

Tarımda Enerji İsrafının Önüne Geçmek İçin Ne Yapılmalı?

Tarımda fosil yakıtların yerine yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanarak enerji tüketimini azaltabilir, çevreyi koruyabilirsiniz. Güneş, rüzgar ve jeotermal enerji gibi alternatifler, tarımsal faaliyetlerde verimliliği artırır.

Tarımda enerji tüketimini azaltmak ve enerji ihtiyacı için çevreye duyarlı çözümler için yapılması gerekenleri şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Eyleme geçmenin ilk basamağı farkındalık. Üreticilerin tarımda enerji israfına yönelik farkındalık kazanması için eğitimlerin verilmesi ve bu konu hakkında bilinçlendirilmesi oldukça önemli. Ayrıca enerji verimliliği yüksek teknolojilere yatırım yapılmasını yaygınlaştırmak için  kamu desteği sağlanabilir
  • Her alanda olduğu gibi tarımda da enerji ihtiyacı için ilk seçenek olan fosil yakıtların yerine yenilenebilir enerji kaynakları tercih edilmeli. Tarım sektöründe güneş enerjisi, jeotermal enerji, biyokütle enerjisi ve rüzgar enerjisi gibi farklı yenilenebilir enerji kaynaklarından yararlanmak mümkün.
  • Tarımsal faaliyetler kapsamında enerji etkinliği kontrol altında tutulmalı. Bunun için tarımsal arazide enerji verimliliği yüksek teknolojilerden yararlanılması, güç kaynaklarının uygun kapasitede olması gibi önlemler alınabilir.
  • Üretimde enerji tüketimini artıran başlıca etkenlerden biri de sulama. Bu nedenle hem su hem de enerji israfının önüne geçmek için tarımsal faaliyetlerde vahşi sulamanın önüne geçilmeli.

Kısacası her alanda olduğu gibi tarımda da ihtiyacımız olan enerjiyi sürdürülebilir kılmanın yolu, yenilenemeyen fosil yakıtlar yerine yenilenebilir enerji kaynaklarını tercih etmekten ve üretimde yer alan sistemlerde yüksek enerji verimliliği sağlayacak akıllı teknolojiler kullanmaktan geçiyor.

Biz de Eksim olarak tarımda enerji israfının önüne geçmek amacıyla çiftçilerimize destek sağlayacak verimlilik odaklı projeler hayata geçiriyor ve “Yeteri Kadar En Doğru Karar” diyoruz.

Tarımda enerji tüketimi kadar su israfını da artıran vahşi sulama hakkında detaylı bilgi almak istersen “Güncel Verilerle Tarımda Vahşi Sulamanın Yarattığı Tahribat” yazımızı okuyabilirsin.

Kontrolsüz vahşi sulama, toprağın havasız kalmasına yol açar. Verimli sulama teknikleriyle su kaybı önlenebilir ve toprak sağlığı korunabilir.

Güncel Verilerle Tarımda Vahşi Sulamanın Yarattığı Tahribat

Doğanın bize sunduğu kaynakları geleceğe aktarmanın yolu sadece bugünü değil, geleceği de düşünerek ölçülü ve verimli bir şekilde kullanmaktan geçiyor. Peki, bugün en temel doğal kaynağımız olan suyu ne kadar verimli kullanıyoruz? Tatlı sularımızın ortalama %70’inin harcandığı tarımsal faaliyetlerde gerçekleştirilen yüzey sulama yöntemlerinden biri olan  salma (vahşi) sulamaya “Dur.” demediğimiz müddetçe bu sorunun cevabı, maalesef “Hayır.” Bu nedenle hem tatlı su kaynaklarımızı israf eden hem toprağın yapısını bozan hem de ürüne zarar veren vahşi sulamadan vazgeçmenin çoktan zamanı geldi. 

Vahşi Sulama Nedir?

Tarımda yağmur sularının yetmediği noktada sulama yapılarak yetiştirilen ürünlerin su ihtiyacı karşılanır. Ancak sulama yaparken esas ilke, su kaybının en az kayıpla tüm tarlaya yayılmasını sağlamak olmalıdır. Fakat vahşi sulamada bu ilke göz ardı edilerek su, tarla başındaki kanallardan tarla üzerine rastgele yayılmaya bırakılır. Ancak randımanı en düşük yöntem olan vahşi sulama ile tarlanın her tarafını eşit olarak sulamak mümkün değil. Ülkemizde ise kullanım alanının çok sınırlı olması gerekirken sulama kültürünün düşük olduğu yörelerde işçilikten kaçınmak için bu yöntem tercih edilir. Bu yöntem, hem toprağın verimliliğini etkiler hem de tükenebilir bir doğal kaynak olan suyun geleceğini tehdit eder.

Dünya çapında en fazla su tüketimi tarım alanlarında gerçekleşiyor. Türkiye’nin Su Ayak İzi Raporu’na göre Türkiye’nin su ayak izinin %89’unu tarımsal faaliyetler oluşturuyor. Yani tarımsal faaliyetler, malların veya hizmetlerin üretiminde tüketilen doğrudan ve dolaylı su miktarlarını bütüncül bir şekilde ele alan su ayak izi hesabında en yüksek paya sahip. Doğrudan kullanılan suya baktığımızda ise 2021 yılı verilerine göre toplam su kullanımının %77’sini tarımsal sulama maksatlı su kullanımı oluşturduğunu görmek mümkün.

Bununla beraber, tarımda, en fazla su kaybının yaşandığı sulama yöntemi ise vahşi sulamanın da içinde olduğu yüzeysel sulama teknikleri. Çünkü yüzey sulama esnasında %35 ile %60 arasında su kaybı yaşandığı belirtiliyor.

Vahşi Sulamanın Zaraları Neler?

Yüzey sulamanın su kaybı oranlarından da anlaşıldığı gibi vahşi sulama, tarımda su israfının artmasının başlıca sebebi. Ancak vahşi sulama, sadece suyun geleceğini olumsuz etkilemiyor, aynı zamanda tarımsal faaliyetlerin gerçekleştiği toprağın verimliliğini düşürüyor.

Vahşi sulama ile toprak, gereğinden fazla su ile karşı karşıya kalır. Bu da toprak gözenekleri içindeki havanın su ile dolmasına sebep olarak toprağın hava alamamasına sebep olur. Tarımsal arazide yetiştirilen ürünlerin havasız kalması sonucu kökler, ihtiyacı olan havayı alamaz. Havasız kalan bitkinin kök bölgesi, sürekli nemli kalacağı için de bozulmalar meydana gelir. Bu da demek oluyor ki tarımsal faaliyetlerde yapılan kontrolsüz sulama, aynı zamanda gıda israfının artmasına da neden olan bir durumdur. Bu nedenle tarım arazilerinin kontrollü bir şekilde sulanması hem su hem de gıda israfı açısından oldukça önemlidir.

Ne Yapılmalı?

Vahşi sulamanın zararlarına “Dur.” demenin yolu ise üreticiyi sulama konusunda bilgilendirmekten geçiyor. Çünkü yüzey sulama dışında hem su kaybının minimum seviyede olduğu hem de ürünlerin ihtiyacı olan suyu alabileceği birçok farklı yöntem mevcut. Bu sulama yöntemlerini ise genel olarak şu şekilde sıralayabiliriz:

Yağmurla Sulama Yöntemi: Bu sulama yönteminde su, basınçla doğal yağışa benzer bir şekilde tarım arazisine serpilir. Böylece yağış oranın daha az olduğu bölgelerde yapay bir yağmur etkisi yaratılarak bitkilerin büyümesi sağlanır. Klasik, center pivot, ağaç altı mikro yağmurlama gibi farklı çeşitleri bulunur.

Toprak Altı Sulama Yöntemi: Toprak altına yerleştirilen borularla sulama yapılarak taban su seviyesi düzenlenir. Bu yöntemle bitkinin kök bölgesindeki hava ve su dengesi, en iyi şekilde ayarlanır.

Damla Sulama Yöntemi: Bu yöntemde toprak yüzeyine veya yüzeyin hemen altına yerleştirilen borular ve damlatıcılar yardımıyla sulama yapılır. Toprak yüzeyinin tamamı değil, sadece damlaların düştüğü yer ve çevresi ıslatılır. Bu nedenle sulama yöntemlerinin arasında en az su kaybı yaşanan yöntem olarak karşımıza çıkar.altına yerleştirilen borularla sulama yapılarak taban su seviyesi düzenlenir. Bu yöntemle bitkinin kök bölgesindeki hava ve su dengesi, en iyi şekilde ayarlanır.

Biz de Eksim olarak “Yeteri Kadar En Doğru Karar” anlayışıyla, tarımsal üretimde verimli sulama yöntemlerinin kullanımını yaygınlaştırmak için Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde çiftçilerimize yönelik uygulamalı eğitimler veriyor, sulamada akıllı sistemlere geçiş yapmak isteyen çiftçilerimize destek sağlıyoruz.

Doğal kaynakların geleceği için bireysel olarak neler yapabileceğini “İleriyi Görmek İçin Geriye Bakmak: Daha İyi Bir Gelecek İçin Değiştirebileceğimiz 3 Davranış” yazımızdan okuyabilirsin.

Akıllı sulama sistemleri sayesinde suyun doğru şekilde kullanılmasını sağlayan tarım teknolojileri, su tasarrufu sağlar ve çevre dostu üretimi destekler.

Tarımda Akıllı Teknolojilerin Kullanımının Su ve Enerji Verimliliğine Faydaları

Tarım, yaşamın temelini oluşturan gıdaların üretimi için büyük öneme sahip. Ancak doğa ile iç içe bir üretim gerçekleştirilen tarımda, havanın sıcaklığı, yağış, toprağın verimliliği gibi dış etkenlerin etkisi oldukça fazla. Bu durum, tarımsal üretimde verimliliğin sürdürülebilirliği  açısından temel riskleri de beraberinde getiriyor. Özellikle de dünya iklim kriziyle karşı karşıyayken.

 

Bu sorunun çözüm yollarından başında ise tarımda kullanılan akıllı teknolojiler geliyor.

Tarımın Geleceği Akıllı Teknolojiler

Teknolojinin hızla gelişmesi, tüm alanları olduğu gibi tarım sektörünü de etkiliyor. Tarımda bilgisayar kullanımı, yazılım destekleri, teknolojik tarım aletleri, insansız araçlar ve yapay zeka uygulamaları ile geleneksel tarım yerini akıllı tarıma bıraktı diyebiliriz. Bu da tarımın artık daha az dışa bağımlı ve daha yüksek verimli olması açısından büyük bir adım.

Akıllı Tarım Teknolojileri Nelerdir?

Akıllı tarım teknolojileri ile çiftçiler, doğru zamanda doğru miktarda sulama yaparak su ve enerji israfını önler. Bu, tarımsal verimliliği artırırken maliyetleri de düşürür.

Agritech olarak bilinen akıllı tarım teknolojileri içinde tarımsal üretimi iyileştiren cihazlar ve yenilikçi dijital çözümler yer alıyor. Sulama yapan robotlar, araziye kontrol etmeye yardımcı olan drone’lar, tarımsal üretimin verimliliğini ölçmeye yarayan yazılımlar, su yönetimi yapmaya imkan tanıyan sulama pompaları gibi tarım sektörünün ihtiyaçlarına yönelik geliştirilen her çözüm, akıllı tarım teknolojisinin bir parçası.  

 

Tüm bu teknolojiler arasından günümüzde tarımsal faaliyetlerin olmazsa olmazı haline gelen sistemleri ise şu şekilde sıralayabiliriz: 

 

  • Hava sensörleri sayesinde havanın durumu ve sıcaklığı tahmin edilerek sulama ve ilaçlama için en doğru zamanın belirlenmesi

  • Akıllı sulama sistemleri ile tüm araziye homojen bir şekilde, toprağın nem oranına göre ve ürünlerin ihtiyacı kadar kontrollü bir şekilde sulama yapılabilmesi 

  • İzleme ve görüntüleme teknolojileri ile tarlanın durumu hakkında anlık bilgiye sahip olunması ve tarlanın verimliliği hakkında verilerin toplanması 

  • Çiftlik yönetim yazılımları ile üretim ile verilerin kaydedilerek kolaylıkla planlama yapılması

Neden Tarımda Akıllı Teknolojiler Tercih Edilmeli?

Akıllı tarım teknolojileri, su ve enerji verimliliğini artırarak tarımda sürdürülebilir üretimi mümkün kılar. Sulama sistemleri ve dijital çözümlerle su israfı azaltılabilir, üretim maliyetleri düşürülebilir.

Üründe verimliliğin artırılması, su ve enerji israfının önlenmesi, bunun bir sonucu olarak da üretim maliyetlerinin düşürülmesi gibi avantajlar sunan akıllı tarım teknolojileri mobil cihaz veya bilgisayarlar ile kontrol edilebilmesi nedeniyle operasyonel süreçleri kısaltıyor. Böylece, üreticiye  zaman ve emek açısında da artı değer sunuyor.

 

Tüm dünyada artan üretim maliyetleri göz önünde bulundurulduğunda akıllı tarım teknolojileri, toprağın ihtiyacı olan su ve nem miktarına göre doğru zamanda doğru miktarda sulama programının oluşturulmasını; damla sulama, yağmurlama sulama, pivot sulama gibi verimli sulama modellerinin kullanımını kolaylaştırıyor. Böylece hem kontrolsüz bir şekilde yapılan sulamanın, tarım arazisinde yarattığı tahribat ortadan kaldırması hem de tarımda yaşanan su ve sulamada kullanılan enerji israfının önüne geçilmesi adına üreticiye rehberlik edebiliyor. Kısacası akıllı tarım teknolojilerinin hem çiftçiye hem üretime hem de dünyanın geleceğine katkısı büyük. Bu nedenle teknolojinin gücünden yararlanarak tarımsal faaliyetleri dönüştürmek, aslında tercihten öte bir ihtiyaç. 

Biz de Eksim olarak “Yeteri Kadar En Doğru Karar” anlayışıyla, tatlı su kaynaklarımızın %70’inin tüketildiği tarımsal üretimde teknoloji kullanımını yaygınlaştırmak için Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde çiftçilerimize yönelik uygulamalı eğitimler veriyor, sulamada akıllı sistemlere geçiş yapmak isteyen çiftçilerimize destek sağlıyoruz.  

Ancak sürdürülebilir üretim için akıllı teknolojiler, etkili çözümler sunsa da unutma ki doğal kaynakların geleceği için tarladan evlere, her alanda atılacak pek çok adım var. Bu nedenle sadece üretimin değil, tüketimin de sürdürülebilir olması oldukça önemli. “Peki, bu nasıl olacak?” diye merak ediyorsan “Teknoloji Çağında Sürdürülebilir Tüketim Mümkün mü?” yazımızı okuyabilirsin.

Bireysel olarak su ve enerji israfını önleyerek, kaynakların korunmasına katkıda bulunabiliriz. Küçük adımlar, büyük değişimlere yol açar.

İleriyi Görmek İçin Geriye Bakmak: Daha İyi Bir Gelecek İçin Değiştirebileceğimiz 3 Davranış 

"Enerji ve su tasarrufu için atılacak küçük adımlar, büyük farklar yaratır. Muslukları kapatmak, su sızıntılarını onarmak ve enerji tasarrufu sağlamak, dünyamız için önemli değişiklikler yapmamıza yardımcı olabilir.

İleriyi görmek için bugün değiştirebileceğimiz 3 alışkanlık…

Hayatı en iyi şekilde sürdürmemiz için çeşit çeşit nimetlerle dolu dünya içinde kaynakların sınırlı olduğunu unutturacak kadar zenginlik barındırıyor. Sonsuz olmayan bu hediyeleri koruyup sonraki nesiller için geleceğe taşıma sorumluluğu da biz insanlara düşüyor. Hem bugününü hem de yarınlarını aydınlatacak üç temel soruyu cevaplayarak başlamaya ne dersin?

Alışveriş Kararın İhtiyaç mı, Yoksa Arzu mu Belirliyor?

Daha az tüketmek, çevreye daha az zarar vermek ve kaynakları sürdürülebilir bir şekilde kullanmak, geleceğe katkı sağlamak için atılacak önemli adımlardır.

“Dünyam ve kendi neslimin geleceği için ben de bir şey yapmak istiyorum.” diyorsan öncelikle tüketim alışkanlıklarını gözden geçirebilirsin. Çünkü satın alma kararlarımızın altında yatan temel dürtüyü anlamak önemli. Gerçek şu ki günümüz dünyası tüketmek, hatta ihtiyaçtan fazlasını tüketmek üzerine kurulu bir düzene sahip. Bu düzenin bir sonucu olarak da tüketim, ihtiyaçtan öte arzu ile yönetilen bir davranışa dönüşüyor. 

 

Hedonik tüketim ile daha çok duygularımızın ve arzularımızın yönlendirdiği alışveriş davranışları sergiliyoruz. Bu da ürünleri, performans değerinden ya da işlevselliğinden çok, düşsel ve imgesel ögelerine göre değerlendirmemize neden oluyor. Yani duygularımızı ve arzularımızı tatmin etmek için anlık kararlarla hareket edebiliyoruz. Böylece sadece ürün veya hizmetleri tüketmiyor aynı zamanda kaynaklarımızı bilinçsizce tüketerek anlık ve dürtüsel attığımız adımların, diğer yandan geleceğimiz için yaptığımız bir seçim olduğunu unutabiliyoruz. Bu nedenle ilk olarak satın alma davranışımızın yalnızca bizi değil, dünyanın geleceğini de etkilediğini kabul etmeli ve gündelik yaşantımızda sık sık bu gerçeği hatırlamalıyız. 

Günümüz tüketim alışkanlıkları sonucu gelecekte bizi nasıl bir tablonun beklediğini merak ediyorsan “Sonsuz ve Sınırsız Tüketim Arzusu Nelerin Sonunu Getiriyor, Hangi Kaynakları Tüketiyor?” yazımızı okuyabilirsin. 

Musluklardan Boşa Ne Kadar Su Akıyor?

üketim alışkanlıklarımız, sadece bugünü değil, geleceği de şekillendiriyor. Gereksiz alışverişten kaçınarak kaynakların sürdürülebilir kullanımını destekleyebiliriz.

Tabii ki evlerde boşa giden sadece enerji değil. Musluklardan boşa akan sular, kaynak israfında büyük bir paya sahip. TÜİK istatistiklerine göre 2022 yılında deniz ve yeraltı gibi farklı kaynaklardan 19,2 milyar metreküp su çekildiği biliniyor. Bu suyun 6,7 milyar metreküpü ise evsel kullanım amaçlı olarak belediyeler tarafından çekilmiş. Kısacası yoğun su tüketimi de tıpkı enerji tüketimindeki gibi insanların gündelik hayattaki kullanımları ile doğrudan bağlantılı. 

 

“Evsel su tüketiminden ne zarar gelebilir ki?” diye düşünüyorsan bu hızla su tüketmeye devam edersek WWF (World Wide Fund For Nature – Dünya Doğayı Koruma Vakfı) tarafından hazırlanan Türkiye’nin Su Ayak İzi Raporu’nda da belirtildiği gibi 2030 yılında Türkiye’nin su sıkıntısı yaşayan bir ülke olacağını söyleyebiliriz. Bu da demek oluyor ki musluklardan boşa akan sulara “Dur” demek ve yaşam için oldukça önemli olan su kaynaklarının hızla tükenmesinin önüne geçmek için zamanımız oldukça kısıtlı. Bu nedenle küçük bir adımın büyük öneme sahip olduğunu unutmadan aşırı su kullanımına neden olan davranışlarımızı gözden geçirmek, suyun geleceği için büyük öneme sahip. 

 

“Peki, ne yapmalıyız?” sorusunun cevabı ise aslında oldukça basit. Suyun geleceği için musluklardan boşa akıp giden suları durdurmaya yönelik alabileceğin her önlem oldukça önemli. Duş süresini kısaltmak, bulaşıkları elde yıkamamak, bahçe sularken su tüketiminde aşırıya kaçmamak, suyu kullanmadığın sürelerde muslukları kapatmak, bulaşık ve çamaşır makinesini az yükte sık sık çalıştırmak yerine tam kapasitede çalıştırmak, su sızıntısı yapan muslukları tamir etmek veya değiştirmek, bahçene bir su deposu kurup yağmur suyunu biriktirek kullanmak, tarımsal sulamada verimli yöntemleri tercih etmek gibi davranış değişiklikleriyle yaşamın kaynağı olan suyun israf olmasının önüne geçebilirsin.

 

Kısacası bu temel davranış değişiklikleri ile bireysel olarak dünyanın geleceğine katkı sağlamak mümkün. Unutma ki bireysel her karar, büyük değişimler meydana getirebilir. 

 

Sen de dünyanın geleceği için kalıcı çözümler arıyorsan, “Yeteri Kadar En Doğru Karar” diyerek israfa karşı başlattığımız seferberlik hareketinin bir parçası olabilirsin.